YABANCI DİL DESTEĞİ SEÇİNİZ
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/burhanettintandogan
Takvim
Hava Durumu
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam164
Toplam Ziyaret219
Site Haritası

DÜŞLER ÜLKESİ ERMENEK

            “ZAMANIN KAYBOLMADIĞI BİR DÜŞLER ÜLKESİDİR ERMENEK”               

Ermenek’te zaman kaybolmaz. Mor dağların, zümrüt vadilerin, binlerce yıllık bağların ve her yerinden gürül gürül fışkıran su kaynaklarının ülkesidir . Onun esrarlı güzelliği kendini asla gizlemez. Bu coğrafya kendine yaklaşanı zümrüt bir mıknatıs gibi çeker ve hangi yönden girerseniz girin,  ansızın bir yamaçtan göründüğünde mor dağların, cennet bağların, dal dal bal yemişlerin  ve tertemiz insanların ülkesinin sonsuza kadar tutsağısınızdır artık.               

Ermenek’te zaman kaybolmaz. Dört bin yıl önce Maraspolis’li bir taş  ustası veya Luvi’li bir kız çocuğu Yassıkaya’dan bu esrarlı manzaraya doğru baktığında ne hissediyorsa dört bin yıl sonra aynı doyumsuz manzarayı seyre dalan bir yabancının da aynı şeyi hissetmesi bundandır. Negroit’lerden Hattti’lere, Hepalla’lılardan Maraspolis’lilere, Asurlular’dan Babil’lilere, Lidya’lılardan, Frigyalı’lara, Pers’lere, Romalılar’dan Karamanoğulları’na dek bu coğrafyada yaşamış gelmiş geçmiş tüm medeniyetlerin ve ruhların huzur içinde ve kardeşçe yaşamaya devam ettiği, tüm zamanların üzerinde ikincil bir zaman ve mekan bütün benliğinizi kaplar, içiniz insan sevgisiyle dolar. Bu eşsiz atmosferde adeta arınır, aslında tüm insanlığın kardeş olduğunu, Adem ve Havva’nın çocukları olduğumuzu derinden idrak edersiniz.

Ermenek’te zaman kaybolmaz. Siz Yassıkaya’da düşlere dalmış bu manzarayı  seyrederken önünde eşeğiyle Pancarcı Bağlarından evine dönmekte olansekiz dokuz yaşlarında bir Hitit kızı utanarak ama muzipçe size tam ortasından yarılmış kıpkırmızı bir nar uzatabilir. Sakın ürpermeyin!

Mor dağların yiğit ve güzel insanlarının ülkesinde yaşayanlar bozkırın ve ova insanın aksine birbirlerine kuşkuyla bakmaz, içine kapalı, kendi başına yaşamaktan hoşlanmaz, derin bir mahcubiyet içinde her yabancıyı gökyüzünden gönderilmiş bir emanet, bir melek edasıyla bağrına basar.

Bağlar, bahçeler herkese açıktır. Gürül gürül akan çeşmeleri gibi cömert, katıksız ve saf insanların yurdunda unuttuğunuz, kaybettiğiniz, artık bir daha bulamayacağınıza inandığınız ne varsa bir bir ortaya çıkar, bu mahcup insanların yurdunda derin bir arınma yaşarsınız. Örselenmiş, yaralanmış,insana olan güvenini kaybetmiş, yenilmiş, bin bir hayal kırıklığıyla da dolu olsanız bu atmosfer, semada raks eden dervişler gibi sizi girdabına alır, ayaklarınızı yerden keser, bükülen bir ışık tayfı içinde zamanın içinde yolculuk eder ve tekrar uyandığınızda bir Mevlevi Şeyhi edasıyla beklide tüm zamana ve mekana çok yukardan ve bilgece baktığınızı görür bu değişime inanamazsınız.

Ermenek’te zaman kaybolmaz. Belki de bu nedenle hiçbir coğrafyanın ve şehrin sahip olamadığı bir etkiyle çarpılırsınız. Çünkü  hayat, zamanın kaybolmadığı gül kokulu bir sağanaktır bu ülkede.

     Çocukluğumda , Ermenek’te evlerin teraslarına, geniş balkonlara ‘hayat” denirdi. Söyleyiş tarzı da bir başkaydı. İnsanlar şu an kullandığımız anlamda hayat sözcüğünü sanki hiç kullanmıyorlardı. O zamanki hayat şu anki hayat değildi sanki.. Hayattan anlaşılan başka bir şeydi. Evlerin en önemli bölümüydü hayatları. Yalnız oturulan bir yer değildi hayatlar. Konu komşu ,eş dost hayatlarında ağırlanırdı evlerin. Seyirlik bir tarafı da vardı ve muhabbetler, sohbetler hep hayatlarında yapılırdı evlerin. Hayatlarda giysiler gibi kışlık meyve sebzeler kurutulurdu, bulgur serilirdi, bandırmalar asılırdı. Gelen geçen seyredilir, laf atılır, hayattan aşağıdakilerle sohbet edilirdi...

      
                Şimdi yaşadığımız şehirde evlere artık hayatlar yapılmıyor. Bir kaç metrekarelik hiç bir işlevi olmayan balkonlar yapılıyor. Hatta son zamanlarda bu balkonları da camla kapatmaya başladılar ve bu balkon kapatma işi ciddi ciddi adeta bir sektöre bile dönüştü. Bu balkon kapatma olayının başladığı yıllara denk düşüyor tuhaf bir şekilde insanlarımızın örtüye merak salması da. Artık insanlar evlerinin hayatlarında eş dost toplanıp sohbet etmiyorlar, geç saatlere kadar gülüşüp konuşmaları bütün mahalleyi sarmıyor, bir sokak öteden muhabbetin çekiciliğine kapılıp çoluk çocuğu toparlayıp teklifsiz kapılar çalınmıyor. Hoş o zamanlar evlerin kapıları hep açık olurdu, borda kapısı denilen kocaman ağaçtan kapılarda anahtar yerine parmağın rahatça gireceği bir delik olur, parmak o deliğe sokulur ve kapı kendiliğinden açılırdı ve teklifsiz davetsiz misafir olunurdu ev sahibine. Şimdi ise çelik kapılar çıktı,kasa gibi. Kilit ne kadar çoksa o kadar pahalı ve değerli oluyor bu kapılar. En pahalıları da sahibini parmak izinden yada göz retinasından tanıyanları.

Ermenek’te zaman kaybolmaz. Mor dağların, yiğit ve güzel insanlarının aydınlık ülkesinde insanlar çalışkandır, zekidir ve bir o kadarda saf ve temizdir. Şu anda bile bir sürü ilden daha fazla liseye sahiptir. Bir sürü ilden daha önce, 1934 yılında kendi imkanlarıyla elektrik santralini kurmuş, ışığa kavuşmuştur. Çocuklarının çoğu üniversite mezunudur. En çok öğretmen yetiştiren, en çok aydını olan yerleşimdir. Bu nedenle yaz aylarında, dağlarında koltuğunun altında felsefe,s osyoloji kitaplarıyla keçi otlatan gençleri, emekli öğretmenleri, kaval çalan emekli albayları, hakimleri görür ve hiç şaşırmazsınız bu coğrafyada. 
 
"hepimizin iki hayatı var: 
sahici olan, çocukken hayalini kurduğumuz. 
sahte olan, başkalarıyla paylaştığımız,"
diyor Fernando Pessoa.

      
             Batılılaşma da tam bu işte demek ki...İnsanı içe döndüren, başkalarıyla paylaşılan hayatları sahte sayan. Sahici hayat sadece çocukken hayalini kurduğumuz hayat oluyor bu durumda.. Ne yazık, benim çocukluğumda herkes çocuktu, Firan Kalesi’nin dibinde yetmişlik dedeler çelik çomak oynarlardı.

      
             “Sen başka şeyler planlarken olan şeydir, “demiş John Lennon hayat için. Çok şükür kornealarımız havayla temas ediyor yine de.. Zaman hızla akarken ve her şey hızla değişirken tekerlenip gidiyoruz hayatın içinde. Yıllar önce Zeyve’de bir kır kahvesinde yetmişlik bir dede bu çirkin değişimi şöyle yorumlamış ve çok sayıda üniversite mezunu arkadaşı derin düşüncelere boğmuştu : ”Evladım ahir zamanda hayat fütursuz bir yosmaya döndü, herkese parasına göre veriyor artık.”

          Hayat , meyat ile tamamlanan göçme felsefesi değil midir neticede? Her ne kadar alıp verdiğin nefesle değil, nefesinin kesildiği anlarla ölçülse de!

            Ermenek’te zaman kaybolmaz. Belki de bu nedenle hiçbir coğrafyanın ve şehrin sahip olamadığı bir etkiyle çarpılırsınız. Çünkü hayat, zamanın kaybolmadığı gül kokulu bir sağanaktır bu ülkede.

 
"ve sen

 boynunu öperken

beni sarhoş bir okyanusla titreten

 ülke,

 
sevgilim olur musun ? "

 
Adnan Açıkbaş 

15.12.2009