GÖNÜL SOHBETLERİ - SORULAR CEVAPLAR

Sorular ve CevaplarSoru: Efendim, çok sıkıldığımız, bunaldığımız, yaşama gücümüzü kaybeder gibi olduğumuz bir zamanda ne yapabiliriz?
Cevap: Önce farz olan ibadetlerimizi yapıp, arkasından bir hasta ziyaretine gitsek, bir hastanede hiçbir ziyaretçisi olmayan, garip, kimsesiz bir hastayı ziyaret etsek, hatırını sorsak, bir acı duyarsak, bir dertlinin derdini ve gözyaşını paylaşsak, ilişkilerimizin zayıfladığı bir uzak dosta bir mektup yazsak, ziyaretine gitsek, telefon etsek, ona olan sevgimizi, saygımızı, bağlılığımızı söylesek, kabir ziyaretine gitsek, bir çocuğu ufak bir hediye ile sevindirsek, dargın iki insanı barıştırsak, inan ne gam kalır, ne kasavet… İçimiz yıkanır, aydınlanır, anamızdan yeni doğmuş gibi oluruz.
Soru: Efendim, kimlerle arkadaşlık yapayım, kimlerle dost olayım?
Cevap: Zâhiri sıfatı, ekonomik durumu, sosyal statüsü ne olursa olsun, ondan ayrıldığın zaman kalbine danış, içinde bir
… ferahlık, bir aydınlanma, bir inşirah, bir güzellik hissediyorsan, daha iyi, daha mutlu, daha huzurlu olduğuna inanıyorsan o kimseyle dost ol. O hayırlı bir insandır.
Aksi oluyorsa, kalbinde bir daralma, bir sıkıntı, bir tatsızlık duyuyorsan, onunla görüşmeden evvel içinde yaşadığın güzelliği, neş’eyi, huzuru, mutluluğu kaybetmişsen, çevreni kara bulutlarla sarmış görüyorsan, o kimseden sana hayır gelmez. Böyle kimselerle görüşme sana -en azından- zaman kaybından başka bir şey getirmez.
Soru: Bugüne kadar istediğim gibi renk dolu, ışık dolu, sevgi dolu yaşayamadım. Hiç bitmese diyeceğim bir günüm bile olmadı. Hayat hep bana, dert getirdi. Üzüntü getirdi. Hep sıkıldım. Bir türlü yaşama sevinci, pırıl pırıl bir yaşama üslûbuna kavuşamadım. Bu tatsız gidişten nasıl kurtulabilirim?
Cevap: Önce farz olan ibadetleri yerine getirsek, sonra kendimizle bir anlaşma yapsak, kimseyi kırmamak, kırgın olduklarımızla barışmak için karşı tarafa dostluk elimizi uzatsak, kabul etmezse diyeceksiniz, o kendi sorunu. Ama ilk hareket bizden gelmeli. O güne kadar bizi kıran, üzen, inciten, ağlatan ne kadar insan varsa, hepsi için bir genel af çıkarsak, onları affetsek, sonra “Ey Allah’ım, benim onlardan olan bütün haklarımı, senden rızan için vazgeçiyorum, onları bağışlıyorum. Allah’ım, sen de onları affet. Kusurlarını bağışla. İki cihanlarını cennet et. İçlerini insan aklına doldur. Dertten, sıkıntıdan uzak yaşasınlar, çocuklarının mürüvvetini görsünler. Bütün günleri, aşk, ihlâs, sabır, rıza, şükür ve kanaatle geçsin. İki dünyada sultan olsunlar…”
Bu genel af, yıllardır bizi sıkan, boğan, bunaltan nedenleri yok eder. İçimizde o güne kadar hiç duymadığımız bir rahatlık, bir ferahlık, bir neşe hissederiz. İç dünyamızı pisliklerden arındıralım ki, orada mânevî güneşler doğsun. Fetihler olsun. Kirli kaba konulup kaynatılan süt bile hemen kesilir. Hâne mâmur olmadan oraya sultan gelir mi? Biz bu dünyaya mutlu olmak, huzur bulmak, içimizi sevgiyle doldurmak, onu her gün biraz daha çoğaltarak, büyüterek bütün kâinatı, insanlığı, hayvaniyya, bitkisiyle, taşıyla, toprağıyla kucaklamak için geldik. Özdemir Asaf, bir şiirinde “dünya kaçtı gözümden” der. İnsanoğlu, Resûlullah’ın yolunda giderse, içini arıtır, temizler, sonra onu güzelliklerle, sevgilerle doldurursa iç dünyası öyle büyür, öyle büyür ki, onun yanına zâhir âlem bir toz zerresi kadar kalır. O hâlde, sevgi varken, niçin düşmanlık? Dostluk varken, muhabbet varken, niçin kinler, nefretler?
Unutmayalım ki, rüzgâr eken fırtına biçer, insanı insan eden yine insandır, insan kelimesi üns kökünden gelir. Ünsiyet, sakinlik, dostluk, görüşmek, bir arada olmak anlamlarını kapsar. Ünsiyetten uzaklaşan, insanlıktan da uzaklaşır. İslâmda, toplumdan soyutlanmak manastıra kapanmak yoktur. Nice insanlar, melekleşelim derken büsbütün insanlıktan uzaklaşmışlardır. Bedri Rahmi, “insan âlemde insanları sevdiği müddetçe yaşar” der. En hayırlı insan, insanları seven, onlara mânen ve maddeten faydalı olmak için çalışan insandır; nefret alan yere sevgi, şüphe olan yere inanç, ümitsizlik olan yere ümit, karanlık olan yere aydınlık götüren insandır.
Olgun insan, kâmil insan, kusurları gören değil, kusurları örten, teselli arayan değil, teselli eden, anlayış bekleyen değil, anlayış gösteren, yalnız sevilmeyi isteyenlerden değil, seven… sevenlerden olan, yağmur gibi, güneş gibi rahmet ve bereket götüren, toprak gibi mütevazı olan insanlar. Onlar gittikleri yere barış, sevgi, saygı, edep ve incelik götüren insanlardır. Onlar bölücü değil, birleştirici, affedici, bağışlayıcı olanlardır. Onlar görüldükleri zaman insana Allah’ı hatırlatan insanlardır. Neden bizler de onlar gibi olmayalım?